
Eğer bir ulusu asimile edip, ortadan kaldırmak istiyorsan, öncelikle mevcut sosyolojisini tahrip edip kullanılamaz duruma getireceksin. Sonra da yarattığın boşluğa, istediğin sosyolojiyi yerleştireceksin. Bir toplum kendi sosyolojisini koruduğu sürece, hiç bir güç o toplumu asimile edemez. İşte bu nedenle, Kürdler bir türlü asimile edilemedi. Çünkü Kürdler her türlü baskıya rağmen, hep kendi sosyolojilerini yaşamayı sürdürdüler. Günümüzde hala bunu iddia etmek, maalesef saflık olur. Kemalistler; büyük oranda Kürd sosyolojisini tahrip ettiler. Bilerek veya bilmeyerek, bazı Kürd birey ve çevreler de buna alet oldular.
Çevre koşulları, üretim biçimi ve özellikle inanç, bir toplumun sosyolojisini oluşturan etkenlerdir. Bunlar örf, adet ve gelenek gibi o toplumun yazılı olmayan ama o toplumun kabul görmüş kurallardır. Bu kurallar, aynı zamanda kendi kurumlarını da oluşturur. Üretim biçiminin de baskısıyla oluşan kurumlar, feodal kurumlardır. Kürdistan’da pazara dayalı üretim biçimine Kemalistler hep engel oldular. Çünkü sanayi toplumunun feodal toplumu yiyip yutması daha kolaydır. Kemalistler ; ulusallaşmanın asıl gücü olan, Kürd burjuva sınıfının oluşmasına hep engel oldular. Ulusallaşmasını tamamlayamamış toplumlarda, ezen ulusun hukuku geçerlidir. Burada evrensel hukuk kurallarını aramak da olanaksızdır. Çünkü ezen ulus diğerini şiddet kullanarak, biat etmeye zorlar, ezilen ulus da buna karşı direnir.
Kürd halkı, 1924’te M. Kemal’in Anayasası’nın kabul edildiği günden beri, bu çatışmalı ortamı yaşıyor. Dayatılan asimilasiyonu ret ediyor ve ağır bedelini de ödemeye devam ediyor. O günden beri 29’cu kalkışmayı yaşıyor. Bu çatışmaların T.C. yöneticilerine siyasi ve ekonomik olarak ağır bedellere mal olduğu da ortada. Kürd tarafının ekonomik kayıplarını kesin olarak bilemiyoruz ama, siyasi kayıpları ise ulusallaşması engellenmiştir.
Geçtiğimiz günlerde, AKP gurup toplantısında, Başbakan Erdoğan bu son savaşın T.C. ‘ ye maliyeti 450 milyar doları geçtiğini söyledi. Peki ya savaş alanı olan Kürdistan’a maliyeti ne kadar? Bu maliyetin de Türk tarafının iki katı kadar olduğu tahmin ediliyor. Bu ağır yükün bedelini, Kürdler iliklerine kadar yaşıyor.
Elbette ki bu paranın tamamı kurşuna, potine ve karavanaya harcanmadı. Bu paranın önemli bir bölümünü, Kürd sosyolojisini tahrip etmekte kullandılar. Bazı Stalinist Kürd guruplar, ki bunların başında Burkay ve adamları gelir, bu duruma çanak tuttular. Hala özelleştirmeye karşı çıkıyor ve bozuk bir plak gibi, TİP’in 50 yıllık toprak reformu söylevini tekrarlıyorlar.
Peki efendiler T.C. devleti mallarını satıyor, nesi sizi bu kadar ilgilendiriyor? Bu davranışınız bile tek başına sizin ulusalcı olmadığınızın göstergesi.
Öcalan yıllardan beri, bağımsız, demokratik ve birleşik Kürdistan için Kürdleri savaştırıyor. Şimdi de diyor ki hayır, demokratik Cumhuriyet’te birlikte yaşayalım. Ulusalcılık bunun neresinde? Demokratik talepler için, bu kadar uzun bir süre savaşmış, başka bir ulus var mı? Acaba Cezayir ulusal hareketi, nasıl olsa hepimiz Fransızca biliyor, çok sayıda evlilikler var ve çok sayıda Cezayirli de Paris’te yaşıyor, onun için ulusal taleplerimizden vazgeçtik deselerdi ne olurdu? Çok gülünç duruma düşerlerdi herhalde. Acaba Gandi, İngilizlere, İngiliz hava yollarını özelleştiremezsiniz deyip, Hindistan’da bir gösteri yapsaydı, ne olurdu? Elbette ki Gandi olamazdı. Bir İngiliz alinası olurdu.
Görüldüğü gibi, Kürd uluslaşmasının önünde iki temel engel var. Birincisi Kemalizim, ikincisi Kürdlerin kendisi. Kürdler ulusallaşmanın önündeki bu engelleri aşmak mecburiyetindedir.
Öcalan demokratik Cumhuriyet uğuruna, Kürd halkını 25 yıldır savaştırıyor. Bu süre içerisinde, Kürd sosyolojisinde oluşan tahribat, hiç bir dönemde oluşmadı. Kürd örf, adet ve gelenekleri ortadan kaldırıldı. Kürdler ezen ulusun hukuk sistemini de ret ediyor. Şimdilik elde sadece Öcalan’ın emirlerini yerine getirmek kalıyor. Bir süre sonra da Kemalist sosyoloji, bunun yerini alacaktır. Bu asimilasiyonun son aşaması ve Kürdler için tehlikeli bir süreçtir. Bu gün Öcalan’ın her dediğine evet derken çok iyi düşünmeleri gerekiyor.
Öcalan; ömür boyu ceza giymiş, siyasi bir insandır. Her şeyi ile devletin denetimi altındadır. Devletin rızası olmadan, ne Öcalan dışarıya görüş yansıtabilir ve ne de Avukatlar dışarıya görüş taşıyabilirler. Devletin rızasıyla dışarıya taşınan görüşlerin, Kürdlerin yararına olacağını düşünmek biraz saflık olmaz mı?
Son günlerde gazete manşetlerinde, İstanbul’da köprü altında, bir balıkçıda yapılan görüşmeler konuşuluyor. PKK tarafı için, Sabri Ok, Sırrı Sakık ve Selim Okçuoğlu’nun isimleri geçiyor. Peki Türk tarafında bu görüşmelere kimler katıldı ve neler konuşuldu? Bu görüşmeleri organize edenin, tanınmış bir bayan olduğu da söylentiler arasında. Genel Kurmay bu haberleri yalanlamadığına göre, bir düşündüğü vardır herhalde. Olup bitenlere baktığımızda, Ergenekon için, yeni bir sayfa açılıyor galiba. Bu sayfayı, PKK’ye yakınlığı ile bilinen bazı Kürd isimleriyle de süsleyecekler gibi görünüyor.
Ergenekon davaları, bir ileri, iki geri mehter marşı ile yoluna devam ediyor. Balyoz Darbe Planın sanıkları hakkında yeniden tutuklama kararı çıktı. Ergenekon sanıklarının asıl suç alanı, savaş alanı olmasına rağmen, hala bura ile ilişkilendirilmedi. Faili meçhul cinayetlerin sorumlusu, Kürdistan’da görev yapan Ergenekoncular olmasına rağmen, hala çıt yok. İstanbul’da köprü altındaki balıkçıda, PKK temsilcileri ile görüşenlerin, Ergenekon sanıkları olduğu, sızan haberler arasında.
Bunların hepsini, alt, alta yazıp topladığımızda, son çatışmaların, daha büyük bir egoyu tatmin için, maniple edilmiş, çatışmalar görüntüsünü veriyor. Ergenekon’daki son tutuklama kararları, Ergenekon’a geri adım atma durumuna getirecektir. Bu nedenle, önümüzdeki günlerde çatışmalar durabilir. Ramazan boyunca, 12 Eylül Anayasa oylamasına kadar, bu durum devam edebilir. Anayasa oylaması sonuçları, çatışmaların devamı için önemli bir belirleyici olabilir. Sonuç evet çıkarsa, Ergenekon yeni bir çalışma konsepti oluşturmak üzere, geri çekilecektir. Ergenekon olmayınca çatışmalar da gerek kalmayacaktır. Karayılan’ın açıklamaları da bunu işaret ediyor.
25 yıllık çatışmalı ortam, Kürd sosyolojisini çok tahrip etti, Kürd halkını çok umutlandırdı ve çok yordu. Sonunda demokratik cumhuriyetle avunmaları, söylendi. Her şeyini özgürlüğü uğuruna feda eden Kürd halkı bunların hiç birini de hak etmedi. Onun için yeter artık Kürd sosyolojisine dokunmayın efendiler , diyoruz.
Temmuz 2010






























Şîrove
Cejn cejna roja AZDIYE YE eger ku umrémın té negihışt, ez goré ji naxazım.
Nawém kı werın ser gora mın,lı kideré dıbe bıla bıbe hemu bıqirın bén
XWELé WESTİYAYI bıla ruhé te ŞAD BE AZaDİ BU.
Em bı zimané dayıka xwe yé NUJEN dıpeyıvın. Kı ez nebinım ne hewceye
hévidarım KURDISTANA AZAD bıbe gelémeye wé rojé CEJNA xwe
PİROZ bıke ez ji iro CEJNA WEYA REMEZANé PİROZ DIKIM.
XWELé WESTIYAYI...